20 Mayıs 2012 Pazar

uludere'den bir katırın mektubu, ali topuz

ben bir katırım. bildiğiniz katır. size birkaç şey söyleyeceğim. söylemem lazım. kimi yazarlarınıza, yöneticilerinize, paşalarınıza cevap olsun diye değil. onlara cevap vermek utandırır beni. onlar gitsin benzerleriyle konuşsun. ama televizyonlardan, gazetelerden evlere durmadan onların sözü giriyor. o evlerde büyüyen çocuklara duyururum belki sesimi. bir tek onun için söz aldım. ilk ve son defa.

***
canlıydım. dört ayı geçti. gökten inen kara ateş topları beni çocuklarla toprağa kattı. kindar tanrılar geçti o an gökten. bilmediğimiz, tanımadığımız tanrılar. kana girmekten zevk alan. ateş yağdırdılar. kara ateşler.

benim tanrımın şimşeğini biliyorum, kinsizdir o. bunlar kin doluydu. başka tanrıların kini. nemrut’un kini. her biri bir ibrahim’in üstüne düştü o gece ateş toplarının. o gece siz 34 ibrahim kaybettiniz. ben kaybetmedim. ben onlarla birlikteydim. hep birlikte kalacağım. dağların çocuklarıyla.

burada çocuklar çabuk büyür. dünyanın her yerindeki yoksul çocukları gibi. 12-13 yaşlarında koca adamlardır. kalplerindeki dağ kadar büyük olurlar. onlar dağın kalbidir, dağ da onların. yük götürürler o çocuklar. dünyanın her yerindeki yoksul çocuklar gibi. ben de yük götürürüm, onların yükünü. onlarsa dünyanın yükünü götürürler.

ateşli yerler buraları. yerden, havadan, her yönden hep ateş gelir. insanların kalbinde ateş vardır. ölümün ateşi. genç ölülerin ateşi . ve yaşam ateşi. o gece gökten geldi ateş. yağmaya başladığında bir şey yapamadık. ibrahim’in tanrısı vardı, bizim yoktu ateşe serin ol diye emredecek. bize ateş emredilmişti. yükümüzle öldük, iki teneke mazot, birkaç paket sigara öteberi… çocukların sırtında dünya, kalplerinde dağ, damarlarında gelecek arzusu.

***
ben katırım, her bireyi soyunun tek temsilcisi olan hayvanım. sever çocuklar beni, küçükken onları, biraz büyüdüklerinde yüklerini taşırım. ateşler içinden geçiririm. benim birkaç parça ottan başka ne bir şeye ne bir kimseye zararım var.

aranızda adımı küfür yapanlar var, neden bilmem. bir canım ben de. sanmam tanrı beni küfür olarak yaratmış olsun. benim tanrım öyle olamaz, çocuk canına kanına doymayanların tanrısı olabilir. bilmiyorum.

güzel çocuklardı. bilmediğim bir dili konuşurlardı. ben hiçbirinizin dilini bilmem zaten. bilmem de gerekmez. asker, politikacı, yargıç değilim, katırım ben. dil bilmem gerekmez.

yükseltin tavan kirişini ustalar, salinger



Bırakın gelsinler; tüyü bitmemişlerle coşkulular, akademik olanlar, meraklılar, uzunlar ve kısalar ve her şeyi bilenler! Bırakın otobüsler dolusu gelsinler, bırakın boyunlarında Leica'ları ile paraşütle insinler.İnsanın zihni, kibar hoşgeldiniz konuşmalarıyla arı kovanına dönüyor.Bir el daha şimdiden deterjan kutusuna, öteki kirli çay fincanlarına uzanıyor.Kan oturmuş göz, temizleme talimi yapıyor.Mahut kırmızı halı yerinden çıktı.
                                        ***

Herkesi uyandırdığıma göre neyim ki ben?Keşke bilseydim.En iyi ihtimalle, kaygıcıbaşı .Gözlerimle ölçebileceğim büyük sıçramalara kaygılanıyorum.Sanırım senin zıplayarak benim grüş alanımdan çıkma cüretini göstereceğini hayal ediyorum.Bağışla beni.Artık çok hızlı yazıyorum.
                                        ***
Öldüğünde harika, etkileyici bir yazı üzerinde mi çalışıyordun diye sorulmayacak.Uzun muydu, kısa mıydı, hüzünlü ya da komik miydi, yayımlandı mı, yayımlanmadı mı diye sorulmayacak.Onun üzerinde çalışırken formda mıydın formsuz muydun diye de sorulmayacak.Hatta bittiğinde senin de sürenin dolacağını bilseydin, üzerinde çalışmak isteyeceğin yazı bu muydu diye bile sorulmayacak.
                                                                                                                ***
Sanırım zihnimin bir kısmı, bir sonraki parça için adice pusuda kalmış.Yıllardır, ama yıllardır düşünmemiştim bunu.

Yükseltin Tavan Kirişini Ustalar ~ Seymour
J. D. Salinger

anayurt oteli, yusuf atılgan

                                                                               Karikatür: Kenan Yılmaz


...Elini cebinden çıkardı; dönüp yürüdü.Konuşan, gülen, söven insanlarla birlikte geniş, aşınmış taş basamaklardan inerken, sonra ortası ağaçlı, solgun ışıklı caddede yürürken oğlan yanındaydı.Horoz dövüşüne ilk gelişi olduğunu öğrenince bu akşam öldürülen horozun geçen haftaki dövüşünü anlattı bir ara.Ama en iyisi bu akşamki dövüştü; böylesini hiç görmemişti.

-Niye ayırmak istediler abi?
-Bilmem.(Düşündü.) Belki sonuna dek gitmekten korkuyorlardır; sonunu görmekten.

Anayurt Oteli
Yusuf Atılgan

9 Mayıs 2012 Çarşamba

oyun sonu, samuel beckett

                               Ah, insanlar, insanlar, her şeyi açıklamak gerekiyor onlara...



Bir gün kör olacaksın.Benim gibi.Bir köşede oturuyor olacaksın, boşlukta kaybolmuş küçük bir leke.Karanlıkta kalacaksın, sonsuza dek.Benim gibi.Bir gün, yoruldum, oturayım deyip bir kenara oturacaksın.Sonra, acıktım diyeceksin, kalkıp yemek hazırlayayım.Ama ayağa kalkamayacaksın. Oturmakla hata ettim, diyeceksin.Ama madem ki oturdum, biraz daha oturayım, sonra kalkıp bir şeyler yerim, diyeceksin.Ama hiç kalkamayacaksın, bir şey de yiyemeyeceksin.Biraz duvara bakacaksın.Sonra gözlerimi kapayayım, diyeceksin, belki biraz uyusam daha iyi olur diyeceksin ve kapayacaksın.Açtığın zaman artık duvar olmayacak.Boşluğun sonsuzluğu çevreni saracak.Bütün çağların yeniden dirilen bütün ölüleri dolduramayacak o boşluğu.Bozkırın ortasında ufak bir çakıl taşı olacaksın.Evet, bir gün neyin ne olduğunu anlayacaksın.Benim gibi olacaksın.Yalnız senin kimsen olmayacak, çünkü sen kimseye acımamış olacaksın ve zaten acınacak kimse de kalmayacak...

Oyun Sonu
Samuel Beckett

biliyorum çok geç oldu, cahit zarifoğlu

ayak bileklerimden bir de tutup sözüm ona
ellerimle de duyarak basıyorum toprağa
deli deprenişlerin köpüğüyüm yoksa
ne hah yerleşip oturdum
ne bir ayak yeri eşeledim
ne bir dam aradım başımda

perişan toztoprak içinde eşyam
yanlardan
arkadan otların arasından
vahşi bir hayvan fırlıyor hatıramın sırtına

yerim ve yurdum belli değil
yeni atandım aşkın tıpanlarına
neyin memuruyum ben nerdeyim

artıyor çizgi çizgi
fahrenayt ellidokuz atmışbir

eyvah hüzün bu
eyvah hüzün yine
çatıda alnımın

hüznüm ağam oldu eyvah
bir şey yap silkip at

çare ne - herneyse
titrek elime zor
çalkalanıyorsa bir yerde
ölüyorsa bir yerde
bağlantılarım tam otomatik
arzı mıyım ben
tırnak aralarına kıymık giren ellerin

hadi düşün beni
içim otursun aklım
durulsun diye

ankara gölü gören bir dağ
sisler ve katran
ruhum
bir iki yaşımda
aynı boyda çam ağaçları

iki titrek ışık'ız
güneş altında iki insan gövdesi
bir gün yağmurlar
açlıklar perişan saçlar dudaklar

daima biraz fazlasıyla önünde
dalgakıranların

şunu da yaz bedeli olsun
sabırla titreyerek öyle yalın
ve kimsemiz olmadan oturacağız
kıyısında ayrılığın

Cahit Zarifoğlu

ashab-ı kehf


  "Hiç uyanmasa ashab-ı kehf, 
yine yalnızlıklar kalır geride"

5 Mayıs 2012 Cumartesi

ruge'ye mektup, karl marx

Dünyanın karşısına yeni bir ilkeyle çıkıp doktriner bir havada 'doğru budur, önünde diz çökün' demiyoruz. Dünyanın kendi ilkelerinden hareketle dünya için yeni ilkeler geliştiriyoruz. Dünyaya dönüp 'savaşımlarınızı kesin, aptalcadır, biz size mücadelenin doğru sloganını vereceğiz' demiyoruz. Biz sadece dünyaya gerçekte ne için mücadele ettiğini gösteriyoruz.Ve bilinç dünyanın istemese de kazanmak zorunda olduğu bir şeydir...

Bilinç sadece ve sadece dünyanın kendi bilincinin farkına varmasını sağlamaktan, kendine dair rüyasından onu uyandırmaktan, dünyaya eylemlerinin anlamını açıklamaktan ibarettir... O zaman dünyanın uzun zamanıdır, gerçekte sahip olmak için sadece bilincine varması yeterli olacak bir şeye sahip olma rüyası gördüğü açıklık kazanacaktır.Meselenin geçmiş ile gelecek arasına akli bir ayrım çizgisi çizmek değil, geçmişin düşüncelerini gerçekleştirmek olduğu açıklık kazanacaktır.Son olarak, insanoğlunun yeni bir işe kalkışmadığı, eski işini bilinçli bir şekilde sonuca bağladığı da açıklık kazanacaktır..

Eylül 1843
Arnold Ruge'ye Mektubundan
Karl Marx

dut ağacı, ezginin günlüğü

video

1 mayıs, nazım hikmet











Yaşım yirmi
Lenin sağ
Bir tek kızıl meydan
Yüz elli milyon insan

Otuz beş yıl geçti aradan
Yaşım yine yirmi
Lenin yine sağ
Kızıl meydanlarda
Bir milyar insan

Nazım Hikmet

3 Mayıs 2012 Perşembe

umut, nuri pakdil

Yorulduk.Adem ile Havva'nın dünyaya inişlerinden beri durmadan yürüyoruz...

Kent bıçkıyla kesiliyor.Duyuyorum.İnsan solunumu da baraj aslında.Yedi bin sekiz yüz parmak, telefon merkezinde, kanallara akıtıyor solunumları...

İnsan kaç bin yıldır dayanıyor yaşamaya?

Afrika uzak sayılmaz buraya.Savaş pilotları eksik olmasınlar yakınlaştırdılar ülkeleri birbirlerine.Öksürsem Amerika'da duyulacak.Bir küçük ayrıntı bu.Ölüm bağı ile bütün kıtalar bağlandı.Bağ kopsa..Evet kopsa..

Kentin yargıçları bir de kendilerini yargılamayı hiç düşünmüyorlar.Eğlenceli olurdu.Yöneticinin gözüne koltuk tozu kaçınca ulusunu tanıma olasılığı yok.İri iri toz toplamı.Hala altı milyarı geçiyor sayımız...

Çok düşünmek gerekiyor.Resmi etki içimizi kuruttu.

Patlayacak her bombanın belli bir gücü var.Ülkelerdeki bomba sayısını da biliyoruz.Tüm bomba yapımcılarına sağlıklı patlatabilme olanağı dilerim...

Kafamın içini göremediğim için, kaşınan yeri pek bilemiyorum.

İçimde bir koşu atı.Durmadan sürüyorum...

Umut
Nuri Pakdil

generallerin beş çayı, boris vian


    Süngüyle saldırmak falan mı kaldı, geçti o devirler! 
    Mühim olan komutanların güvenli bir yerde oturup emir vermesi...



   Generallerin Beş Çayı
   Boris Vian