23 Haziran 2012 Cumartesi

"gölgesizler" filminden: güvercin ve devlet



Hasan Ali Toptaş'ın eserinden...

video

-Devletini  haddinden fazla sayardı, ondan öldü.

-Nasıl yani?

-Muhtar ilçeye vardı.Burda olanları haber verecekti tek tek, Güvercin’i bildirecekti.Ama devlet kapısı bu, girmesi kolay mı?Günlerce eşikte beklettiler onu.Kapı duvar, odaların suratları duvar..Nihayet, “gel lan, sen ne istiyosun?”dediler.Bu böyle, sarı sarı halkalı dev gibi kapılardan, böyle sonsuz koridorlardan geçti..ki ordaki gibi acayip Atatürk resimleri hiçbir yerlerde  yoktur.Derken bir odaya vardı.Baktı masada bir adam oturuyor.Yanında üç adam daha var.O adamlar,böyle yanağına fiske atsan kan fışkıracak tipler.”Amirim, ben..şey” dedi, “şey arzedecektim…Güvercin var bizim köyde, o kayboldu da.” “kim lan güvercin” dediler..”kuş mu lan” dediler.Bu, “amirim o bizim köyün en güzel kızı” deyince, raflarda böyle böyle kalın defterler var, onları indirdiler..”Köyün en güzel kızı ha, köyün en güzel kızı, köyün en güzel kızı…al sana köyün en güzel kızı” Muhtar baktı, orda Asker Hamdi’den bu yana hepimizin ismi cismi, soyu sopu arasında, mavi kalemle yazılmış ufacık bir satır: Gü-ver-cin…Ana adı, baba adı, doğum tarihi...O zaman anladı ki devletin gözünde varımız yoğumuz o satırdır.Devlet iyi-kötü bilmez, güzel-çirkin, zengin-fakir bilmez, bilmez.Yerin aha şu pire gözü kadar, busun sen…

kültür, john zerzan


Tahakküm çoğu zaman güler yüzlü ve kültürlüdür.Auschwitz toplama kampı, Goethe'leri ve Mozart'ları zevkle dinleyen yöneticileriyle hatırlanır.Benzer şekilde, atom bombaını icat edenler, korkunç görünümlü canavarlar falan değil, tersine hoş liberal aydınlardı...

Gelecekteki İlkel
John Zerzan

15 Haziran 2012 Cuma

afrika futbolunun bahtsızlığı ve neşesi, tanıl bora

Sahra altı Afrika, dünya kupasında ilk defa Almanya 1974'te boy gösterdi.Daha önce iki mağribi, Mısır (1934) ve Tunus (1970) bu büyük şampiyonada çerez olmuşlardı.Kara Afrika'nın 74'teki siftahını Zaire yaptı.Oryantalist yorumlar gırlaydı, o zamanlar: Zaireliler 'kedi gibi sıçrıyor, ceylan gibi koşuyorlar'dı.Gel gör ki, '10 metreden bir piramidi bile vuramıyorlar'dı.İskoçya Milli Takımı'nın teknik direktörü Wiilie Ormond'un alaycı ifadesiyle.Brezilya'yla oynadıkları maçta bir endirekt serbest atışta sazan durumuna düştükleri sahne, futbol mizahı tarihinde yerini almıştır.Zaireli Mwepu Ilunga hakem düdük çalar çalmaz fırlamış, atışı kullanmak üzere elleri bellerinde bekleşen Brezilyalıların şaşkın bakışları altında topa güm diye vurup tehlikeyi uzaklaştırmıştı.meraklısı için:



Ne yapsın adamlar, serbest atış protokolünü bilmiyorlardı.Hakem, İlunga'nın cehaletini sarı kartla cezalandırmıştı.Bugünün Afrika takımlarıyla kimse böyle dalga geçemez.Avrupa'nın en muteber ligleri Afrikalı yıldızlarla kaynıyor.Kitlesel fakirlikten bireysel yırtışın imkanı olarak futbolu bulan Afrikalı delikanlılar, Rusya steplerinden İskandinavya'ya, yedi iklimde top koşturuyorlar.
...
Tanıl Bora

ürkek ırmaklar'a, turgut uyar


suya gittim, sulara gittim, aklım satırbaşında
sen kaç yaşındasın söyle bana, ay kaç yaşında 

ay kaç yaşında
satırbaşında

mısır sapından ayıtdım sandal çektim denize
söyle sen kaç yaşındayken gelmiştin bize

sen kaç yaşında bize
indin denize

büyük şehirde dururum farkeder şaşkın olurum
aklım başıma gelir bir kıyıya inince

kıyının sonsuzluğunu görünce
farkeder şaşkın olurum

sular toprağa dökülür otlar donanır serpilir
ırmaklar çamurlu ırmaklar iner dağlardan gelir

iner dağlardan
dağlardan gelir

kimbilir denizini karasını dağlarını sevmeyince
hep bir mavi bencillik hep bir göz bir kıyıyı görünce

ay oğlan, ay adamım!
sevip de ölmeyince

benim adım tavuskuşu ne yazı bilirim ne kışı
sağ pazımda kolera, solumda çiçek aşısı

ay kadın, ay kadınım!
ne yazı bilirim ne kışı

şaştığı budur belki bir altın kafesçinin
gel seninle ayışığında bir güzel işeyelim

bir güzel ayışığında
bir güzel kafesçinin


Divan
Turgut Uyar

çavdar tarlasındaki çocuklar, salinger

Hizmetçileri filan yoktu, kapıları kendileri açarlardı.Fazla paraları yoktu.
***
Felaket üzgündüm.Birşeylere üzülüyorsam, tuvalete gitmem gerekse bile gitmem.Üzülmeyi bırakıp gidemem.
***
Duyguluymuş, bittim.Bu Morrow denen herif ancak bir klozet kapağı kadar duygulu olabilirdi.
***
Pencereden atlayıvereyim dedim.Yere indikten sonra hemen üstümü örteceklerinden emin olsaydım, atlardım da.Bir sürü meraklı turşucu salağın beni kanlar içinde seyretmelerini istemiyordum.
***
Eskiden onu pek akıllı sanırdım, o aptallığımla tabii.Öyle sanmamın nedeni; tiyatro, edebiyat ve bütün bu zırvalıklar üzerine çok şey bilmesiydi.Birisi bu konularda pek çok şey biliyorsa, onun aptal olup olmadığını anlayabilmeniz epey zaman alıyor.
***
Bacak bacak üstüne atmış kızlar, bacak bacak üstüne atmamış kızlar, felaket bacaklı kızlar, rezalet bacaklı kızlar, harika görünen kızlar, bir tanısanız ne orospu olduğunu bileceğiniz kızlar.Gerçekten güzel bir manzaraydı, beni anlıyorsanız eğer.Bir bakıma, biraz da moral bozucuydu, çünkü durmadan hepsinin başına ne rezillikler gelecek diye meraka düşüyordunuz.Yani liseden veya üniversiteden sonra.Herhalde çoğu sersem heriflerle evlenecek diyordunuz.Hep o lanet arabalarının mil başına kaç litre benzin yaktığından bahseden herifler...

Çavdar Tarlasındaki Çocuklar
J. D. Salinger

kararsız metaller, mehmet işten



9 Haziran 2012 Cumartesi

sokakların prensi ali zaoua, 2000

 

"Belki boktan bir hayatı vardı...ama bir bok gibi gömülmeyecek"

Ali'nin bir prens olduğuna inanan Faslı sokak çocuklarıyla beraber uğurluyoruz onu.Onlar, yeryüzünün acımasız kılındığı günlerde doğduklarından, ilk işleri gökyüzünde iki güneşli bir ada aramak olan çocuklar..Ali Zaoua ise kahramanlıklarıyla o adayı çoktan haketmiş bir sokak denizcisi.İşte o yüzdendir, giderken pusulasını dostlarına emanet bırakışı.Şimdi arama sırası onlarda.Ama herkes Ali Zaoua değil hani, o bir prens, önündeki dalgalarsa duvarlar kadar yüksektir...Ali'ye ve o yüksekliğe yakışan, bir denizci ünifoması ve o üniformayla çıkacağı  iki güneşli bir ada.Gökyüzünde; yeryüzünün sınırlarının bittiği o yerde..Haketmediği bir ölümden, hakettiği destansı bir cenaze töreni çıkarmaya çalışan arkadaşları var Ali'nin...Dua bile okuyacaklarına söz veren arkadaşları.Amcalarını bekleyen, korkan, aşık olan, reklam tabelalarına sponsorsuz hayallerini yansıtan arkadaşları...Sahi Ali olsa neler yapardı biliyor musunuz?En şiddetli fırtınalarda; tecavüzlerin, arabaların, binaların, sokak kavgalarının ortasında, tam da hayalleri su alırken denize atlar, halatı dişlerinin arasına alıp deliler gibi yüzerdi, cadıyla dövüşürdü, yaralanır ama cadıyı da ortadan kaldırırdı Ali...


-Hayat?
-Bir bok yığını  !

Faslı sokak çocukların parola işareti bu.O yığınların arasında şehirden, polisten, annelerinden, birbirlerinden kaçışları o kadar zorlaşıyor ki..Firarların en yürekten olanınaysa Ali Zaoua adını verip, kahramanlıklarıyla kefenliyorlar onu.Artık o çocuklara, gökyüzünde iki güneşli bir adanın olmadığını söylemek, en büyük yalan olur.Bir gemi mahzeninde bekleyen cesetleriyle, yüzlerimize vurdukları bir büyük yalan...

Kiya Rüstemi


İzleme Linki: http://www.sinegoz.com/fransiz/sokaklarin-prensi-ali-zaoua-ali-zaoua-prince-de-la-rue-2000/

hüseyin hallac-ı mansur

Dünyayı terkeylemek nefs zühdüdür.
Ahireti terkeylemek gönül zühdüdür 
ve kendisini terkeylemek can zühdüdür...


 Zindana koydular.Halife:
-"Ene'l Hak" deme, "Hüve'l Hak" de, dedi.Hüseyin:
-Her ne kim siz dersiniz oldur, dedi
İbn Ata haber gönderdi ki:
-Ya Hüseyin! Bu söz ki dedin özür dile zindandan kurtulasın.
Hüseyin dedi ki:
-Ben ne dedim ki, anın-çün özür dileyeyim ve dilesen ben Halık'ı koyup halka yalvarmazam, dedi...

...
Ol aşık-ı sermesti darağacına eriştirdiler evvel merdiveni öptü.
-Niçin öpersin? dediler.
-Erenlerin mi'racı asılmaktır, dedi...

küçük bir çağdaş hayvan öyküleri kitabı, jean baudrillard


Korunma-Hayvanat bahçeleri, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunan türleri korumak için dayanılmaz bir tutku içindeler.Böylece belli sayıda hayvan korunup, sonra yeniden doğal ortamına bırakılıyor.İyi ama, bu arada doğal ortam yok olmuştur!İ nsanlar için de aynı şey söz konusu: Onlar da insanlara özgü sınırlı mekanlar içinde (deniz tedavisi, psikanaliz, lüks kulüpler, hastaneler ya da akıl hastaneleri) yeniden yetiştirilip, sonra toplumsal yaşama geri veriliyorlar-evet ama bu arada toplumsal çevre yok olmuştur!

Cool Anılar III-IV
Jean Baudrillard

4 Haziran 2012 Pazartesi

palto, gogol


Akakiy Akakiyeviç, düşündü, şuna karar verdi.Gündelik masraflarını bir yıl boyunca kısmalıydı; akşamları çay içmeyecekti, geceleri mum yakmayacaktı, bir işi olursa ev sahibinin odasının ışığında çalışacaktı; sokakta kaldırımlar üzerinde, dikkatlice yürüyecek, pençelerini eskitmeyecekti; çamaşırcı kadına elden geldiğince seyrek çamaşır yıkatacak, çamaşırlarının çok kirlenmemesi için de eve gelir gelmez soyunacak, yalnızca eski ama zamanın bile esirgediği pamuk hırkasını giyecekti...

Nikolay Vasilyeviç Gogol

Foto: Ali Aköz

'şiirsel sinema'dan, andrey tarkovski


Hepiniz biliyorsunuz, Doğu'nun -Doğu derken derin, geleneksel Hindu ve Japon kültürleriyle Uzakdoğu'yu kastediyorum- tersine, Batı her zaman pragmatik olmuştur.Sonuçta Batı'da insanlara özgürlüğü deneyimleme imkanı tanıyan demokratik kazanımlar, esasen Batılıları kendileri dışında birine inanmaktan yoksun bırakmıştır...

Şiirsel Sinema
Andrey Tarkovski

bir ilhami çiçek şiiri:otel odası & bir yalnızlık belgeseli: otel odaları

video

Otel Odası

bir otel odasının karanlık köşesinde
fırtınanın sesini andırıyor nefesim,
kulağımda saatin hüzünlü tiktakları
karşımda ise beni parçalayan bir resim!

tavanın bakışları gözlerime takılmış

beni tehdit ediyor zalim yalnızlığıyla
çilekeş kitaplarım konuşmuyorlar artık
içimde gizli bir ses hükmediyor ki “ağla”

donuk bir çeşme gibi sâkin kırık sandalye

sanki hasta bir nağme elimdeki defterim
bin bir anıyla dolmuş boşalmış küçük dolap
hayatından usanmış kirli elbiselerim…

bunalmaktan çürümüş zeytin çekirdekleri

kuru oduna dönmüş masamdaki ekmekler…
ulu…yüce tanrıya her akşam söylediğim
boğazımda birikmiş yarım kalmış dilekler…

gene kederle yüklü örümcekli duvarlar

her gün aynı ızdırap her gün aynı yaşantı
gene geceye gebe çabuk biten sabahlar
gene her şey kapkara, gene her şey kaskatı!..


İlhami Çiçek

bayezid bistami ve köpek


Bayezid Bistami, bir gün yolda bir köpeğe rast geldi.Köpek değmesin diye eteğini kaldırdı.Köpek:

-Ya Bayezid, dedi, eğer tüyüm kuru ise sana bir şey bulaşmaz ve eğer yaş ise bir bardak su ile sulholursun.Dışını arıtmak istersin ama içini yedi deniz su arıtmaya, dedi.Bayezid:

-Sen zahir napakisin, ben de batın napakiyim.İkimiz yoldaş olalım.Ola ki cem'iyyet bereketine ikimiz dahi arı oluruz, dedi.iKöpek:

-Ya Bayezid! Sen benimle yoldaş olamazsın.Zira ben halkın merduduyum.Sen kabul-i halksın.Her kim beni görse koğar taş atar.Her kim seni görse izzet ve hürmet eder.Ve ben bugün bulduğum kemiği yarına komazam.Senin şimdi evinde bir küp buğdayın var, dedi.

Bayezid köpekten bu sözü işitti, ağlamaya başladı.

-İlahi, bir köpek ile yoldaşlığa layık olamadım, Halık yoldaşlığına nice layık olayım dedi, ağladı.

Tezkiretü'l Evliya
Feridüddin Attar
 
Merdud:Reddolunmuş, kovulmuş
Napak: Temiz olmayan