21 Ocak 2017 Cumartesi

kuşlar yasına gider, hasan ali toptaş

video

"Bu yol Pasin'e gider,
Döner tersine gider,
Burda bir garip ölmüş,
Kuşlar yasına gider"


...Konuşmak iyi geldiğinden midir nedir, damdan düşercesine, biliyor musun, benim dedem fukara bir adammış, dedim; hangi savaşta hangi cepheye katıldıysa artık, işte orada çarpışırken arkadaşlarıyla birlikte esir düşmüş.Rahmetli babaannem laf gelip buraya dayandığında yassır düşmüş derdi hep, esir demezdi.Bildiğim kadarıyla beş altı yıl sürmüş bu esaret, sonra nasıl kurtulduysa artık, tam da kendisinden umut kesilmişken günün birinde kasabaya perişan halde, yayan yapıldak çıkıp gelmiş dedem.Yukarıdan, kayalıkların eteğindeki ardıç kümelerinin arasından çıkıp gelmiş.Onu görenler, amanın, bu Tata Osmanların Hasan değil mi diye ellerindeki tası tarağı bırakıp koşmuşlar tabii, gözlerden ve sorulardan ibaret, büyükçe bir kalabalık toplanmış başına.Ne var ki eskisi gibi değilmiş dedem, sorulara cevap vermiyor, yüzünü bir o yana bir bu yana çevirerek, donuk gözlerle öylece bel bel bakıyormuş.Anlatılanlara göre işte böyle bakmış bakmış da, karnım sırtıma yapıştı benim, bir sunum ekmek verin yahu, demiş sonra.Bir koşu gidip ekmek getirmişler hemen, içine ikiye bölünmüş çakır bir domatesle yarım soğan koyup, bunların üstüne de bir fiske tuz serpip vermişler.Dedem o ekmeği avurtlarını şişire şişire yemiş yemesine ama kendine gelememiş bir türlü; adı konulamayan, görülmemiş bir tuhaflık varmış üzerinde.Kasabalılar bu hal neyin nesidir diye düşünürken çok geçmemiş, birkaç hafta sonra dedem Beşparmak Dağı'nın tepesine çıkıp yaralı bir kurt gibi acı acı ulumaya başlamış.Kan ve barut kokan cephedeki yıllarını mı, esaret altındayken yaşadıklarını mı, yoksa hayatı boyunca hayal edip de kimseye söyleyemediklerini mi ulumuş, bilemiyorum tabii.İnsanların şaşkın bakışları altında yıllarca, kasabanın toprak damlarını aşarak Baklan Ovası'na doğru dalga dalga yayılmış durmuş bu ulumalar.Yayılınca varıp diz boyunu geçmeyen arpalarla buğdayların saplarında da yankılanmış acı bir esinti halinde; keseklerde, kuyuların çıkrıklarında ve ahlatların dallarında da yankılanmış.Kasabalılar Tata Osmanların Hasan'ını bırakıp dedeme Canavar Hasan demeye başlamışlar bu yüzden.
---
...Onun yokluğunda tepedeki mezarlığa, bademlerin iki, üç evlek uzağına kapkara, küçük bir çukur kazıldı, el kadarcık kardeşim o çukura indirildi ve üstü kapatıldı.Babamın nerede olduğu bile belli değildi Suat toprağa verilirken.Zaten o yıllarda burnumuzun ucunda gezinen bir mazot kokusuydu babam, kulağımızda çınlayan uzak bir motor sesiydi ve az evvel dediğim gibi, gitti mi gelmek bilmezdi bir türlü.
---
...Ee, dedi Cavit; domuz n'oldu, öldü mü?
Ölür mü hiç, diye hayıflandı Zübeyir, benim karıyla baldız vaveyla koparır da domuz ölür mü hiç?
Ne alakası var yahu, dedi Cavit .
Hiddetlenmişti Zübeyir, burnundan soluyordu.
Var, dedi cavit'e dönerek; vurduğunda bağırıp çağırır yahut herhangi bir ses çıkarırsan, yarası ne kadar ağır olursa olsun, sese tutunup ayağa kalkar domuz, imkanı yok ölmez!O yere yıkıldı mı sessiz olacaksın bu yüzden, gıkını bile çıkarmayacaksın.
Allah Allah, dedi Vakkas Dayım, ben hiç duymamıştım bunu.
Öyledir, dedi Zübeyir; bazı canlıları yara öldürmüyor, muhatapsız kalmak öldürüyor.
---
---
Bir hafta sonra birden kötüleşti babam, su kelimesinin dışında hiçbir şey söyleyemez oldu.Konuşmaya başladığında artık rüzgar kırıntısına benzeyen, kuru, kupkuru bir nefes çıkıyordu ağzından.Bu nedenle, yanına iyice sokulup dikkatle bakmasına rağmen annem onun ne demek istediğini anlayamıyordu.
İşte o vakit, sonunda muhatapsız kaldım, muhatapsız kaldım dercesine ellerini iki yana açıyor, boynunu büküp hafifçe içini çekiyor, sonra da başını öne eğiyordu babam.

Kuşlar Yasına Gider
Hasan Ali Toptaş

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder